nazım hikmet RAN

15/8/2006
15 ağustos 1951... 55 yıl öncesi... Nazım hikmet, bakanlar kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldı.

Vatan Haini 

``Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala, 
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet 
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala.´´ 
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, 
kapkara haykıran puntularla, 
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, amerikan amirali Amerika, bütçemize 120milyon lira hibe etti 120 milyon lira. 
``Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet 
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala.´´ 
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperversiniz, siz yurtseversiniz, 
ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim 
Vatan çiftliklerinizse, 
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, 
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, 
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, 
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, 
vatan tınaklarıysa ağalarınızın, 
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, 
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, 
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa 
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, 
ben vatan hainiyim. 
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: 
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala.

Çağdaş Türk şiirinin büyük ustası Nazım Hikmet (Ran) 3 Haziran 1963’te Moskova’da öldü. 15 Ocak 1902’de Selanik’te doğan Nazım Hikmet, babası Hikmet Nazım tarafından Mehmet Nazım Paşa’nın, annesi Celile Hanım tarafından Leh asıllı Mustafa Celalettin Paşa’nın torunuydu. Göztepe Taşmektep’teki ilk öğreniminden sonra Galatasaray ve Nişantaşı sultanilerinde okudu. Balkan Savaşı yenilgisinden duyulan üzüntüyü dile getirdiği “Feryad-ı Vatan” ve “Şehit Dayıma” gibi ilk şiirlerini çocuk denebilecek yaşlarda yazdı. 14 Aralık 1914 tarihli “Bir Bahriyelinin Ağzından” başlıklı şiirini aile dostlarından Bahriye Nazırı Cemal Paşa’ya okuyunca, çok duygulana paşanın isteğiyle Nişantaşı Sultanisi’nden ayrılıp Bahriye Mektebi’ne kaydoldu.
Buradaki öğretmenlerinden Yahya Kemal’in ilgi ve desteğini gördü. Bahriye Mektebi’ni bitirdikten sonra Hamidiye Kruvazörü’ne stajyer güverte subayı olarak atandı. 1919 kışında zatülcenpe yakalandı, iyileşemeyince 17 Mayıs 1920’de sağlık kurulu raporuyla çürüğe çıkarıldı. İstanbul’un işgali üzerine “Kırk Haramilerin Esiri”, “Yaralı Hayalet”, “Çanakkale Masalı”, “Sarı Zeybek” gibi ulusalcı şiirler yazdı. Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada “Bir Dakika” adlı şiiriyle birinci oldu. 1921 baharında Milli Mücadele’ye katılmak amacıyla Vala Nurettin (Va-Nu), Yusuf Ziya (Ortaç) ve Faruk Nafiz (Çamlıbel) ile İnebolu’ya geçti. Ankara’dan “harcırah ve müsaade” beklerken tanıştığı “Spartakistler” diye anılan komünist eğilimli gençlerden Sovyet Devrimi hakkında pek çok şey öğrendi. Beklenen izin gelince Va-Nu’yla birlikte İnebolu’dan Ankara’ya yürüyerek gitti. Kendilerinden istenen ilk görev İstanbul gençliğini Milli Mücadeleye çağıran bir şiir yazmalarıydı. Üç günde yazdıkları şiir çok beğenildi ve Matbuat Müdürlüğü’nce 10 bin adet bastırılıp dağıtıldı. Bu arada Mustafa Kemal Paşa’ya takdim edildiler. Cepheye gitmek için başvurdukları Matbuat Müdürü Muhittin Bey (Birgen) Milli Eğitim’de görev almalarını istedi. 14 Haziran 1921’de öğretmen olarak Bolu Sultanisi’ne atandılar. Ancak gizli polisin ve tutucu çevrelerin baskıları nedeniyle burada fazla kalamadılar. Öğrenimlerini ilerletmek ve kendilerini koruyan Bolu Ağır Ceza Mahkemesi Reis Vekili Hilmi Ziya Bey’in Sovyet Devrimi hakkında anlattıklarını yerinde görmek amacıyla Trabzon üzerinden Batum’a gittiler (30 Eylül 1921). 1922 Temmuz’unda trenle Moskova’ya geçtiler ve KUTV’A (Doğu Ülkeleri Emekçileri Komünist Üniversitesi) kaydoldular. Moskova’da Rus şiirini yakından izleyen, Mayakovski’yle tanışan, konstrüktivist çevrelere giren Nazım’ın oradan gönderdiği bazı şiirleri Aydınlık ve Yeni Hayat’ta yayımlandı. Aynı dönemde KUTV’da okuyan Nüzhet Hanım’la evlendi. Üniversite bitirince 1924 Ekim’inde sınırı gizlice geçerek Türkiye’ye döndü, Aydınlık dergisinde çalışmaya başladı. Eşinden ayrıldı. 1925’te basımevi kurmak için gittiği İzmir’de Aydınlık yazarlarının tutuklandığını, kendisi hakkında da 15 yıl gıyabi mahkumiyet kararı verildiğini öğrendi ve yine gizlice Moskova’ya gitti. 1928’de Bakü’de ilk şiir kitabı Güneşi İçenlerin Türküsü’nü yayımladı. Aynı yıl, af yasasından yararlanmak amacıyla Türkiye’ye gizlice girerken yakalandı. Rize Mahkemesi’nce üç gün hapis cezasına çarptırıldığı halde Ankara’ya gönderildi, oradaki yargılamada eski mahkumiyeti kaldırıldı; ancak Moskova’dayken gıyabında verilen 3 aylık mahkumiyeti çekmesine karar verildi. Bu süreyi zaten tutuklu olarak geçirdiği için serbest bırakıldı; Serel’lerin çıkardığı Resimli Ay‘da düzeltmen olarak çalışmaya başladı.1929’da edebiyat dünyasına bomba gibi düşen 835 Satır’ı yayımladı. Resimli Ay’da “Putları Yıkıyoruz” başlıklı ünlü kampanyayı başlatarak dönemin tanınmış yazarlarını eleştirdi. Aynı yıl çıkan Jokond ile Si-Ya-U’yu, 1930’da Varan 3 ve 1+1=1, 1932’de Benerci Kendini Niçin Öldürdü? ve Gece Gelen Telgraf izledi. İstanbul’da dağıtılan bildiriler yüzünden 1933’te bir kez daha tutuklandı, Bursa’ya gönderildi. 4 yıllık mahkumiyeti 1934 affı nedeniyle bir yıla düştü. 1,5 yıldır tutuklu olduğu için özgür kaldı. İstanbul’a dönerek Akşam’da Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığına başladı; 1935’te Piraye Altınoğlu ile evlendi. Ertesi yıl bir başyapıt olan Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı’nı yayımladı. 1938’de ordu içinde komünizm propagandası yapmak ve askeri isyana teşvik etmekle suçlanıp iki ayrı davadan toplam 28 yıl 4 ay hapse mahkum edildi. İatanbul, Çankırı, Bursa cezaevlerinde 12 yıl 7 ay yattı. Büyük yapıtı Memleketimden İnsan Manzaraları’nı hapisteyken yazdı. 1946’da TBMM’ye başvurarak “adli hata”ya kurban gittiğini belirtti ve affını istedi, ama sonuç alamadı. Şairin yok yere mahkum edildiğini söyleyen Ahmet Emin Yalman’ın 1949’da Vatan’da başlattığı af girişimi, 1950’de Nazım’ın açlık grevine başlamasıyla geniş çaplı bir kampanyaya dönüştü ve DP’nin çıkardığı Af Yasası’nın kapsamına alınması sağlandı. 15 Temmuz 1950’de özgürlüğüne kavuşan Nazım, geçimini senaryo yazarlığıyla sağlamaya başladı; 1951’de Piraye Hanım’dan ayrılıp Münevver Andaç’la evlendi. “Sağlam” raporu verilerek askere sevk edileceğini öğrenince Romanya üzerinden Moskova’ya kaçtı. Sürgünlük yıllarında dünyanın birçok ülkesini dolaştı, konferanslar verdi, ama aklı hep Türkiye’deydi. 25 Temmuz 1951’de yurttaşlıktan çıkarıldı. Bu karara “Beni Türklükten, halkımın evladı olmaktan hiçbir kuvvet çıkaramaz” diyerek tepki gösterdi. 1952’de Çin gezisi sırasında geçirdiği enfarktüs krizinden sonra uzun süre doktor kontrolünde yaşadı. 1963’te bir kalp krizi daha geçirerek “güzelim dünya elveda/ve merhaba/kainat” dedi. Nazım Hikmet, ilk şiirlerinde hece veznini kullanmasına rağmen bireyci anlayıştan uzak durmuş, Tevfik Fikret, Mehmet Emin, Mehmet Akif gibi toplumsal içerikli şiir anlayışını seçmişti. Sovyetler Birliği’nde tanıştığı devrimci ve yenilikçi sanat hareketleri, şiirinin biçim ve biçem açısından hızla değişmesini sağladı. Bir orkestra gibi kullandığı serbest nazımla özü biçimin bağlarından kurtardı. 1936’ya kadar yayımladığı şiir kitaplarıyla geleneksel şiirin değerlerini kökünden sarstı; yeni bir şair kuşağının yetişmesine yol açtı. Şeyh Bedreddin Destanı’nda modern şiirin olanakları ile geleneksel biçimleri buluşturarak “ulusal bireşim” sağlamayı başardı. Düzyazı, senaryo, şiir tekniklerini harmanlayarak benzersiz bir yapı kurduğu Memleketimden İnsan Manzaraları’nda İkinci Meşrutiyet’ten İkinci Dünya Savaşı sonrasına uzana geniş bir zaman diliminde, dönüşen Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve kültürel sorunlarının yanı sıra dünyanın faşizm ve savaş olgusunda odaklanan sorunlarını da destanlaştırdı. Yüzyılımızın en büyük şairlerinden biri sayılan Nazım Hikmet’in 1930’ların sonlarından bu yana yasak olan şiirleri ana dilinde ancak ölümünden iki yıl sonra yayımlanmaya başladı.

mehmet ali aybar

10/7/2006
Türkiye sosyalist hareketinin önde gelen isimlerinden, kapatılan Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) eski lideri ve Sosyalist Devrim Partisi kurucusu Mehmet Ali Aybar. Aybar, "Türkiye'ye özgü sosyalizm", "güler yüzlü sosyalizm" şeklinde ifade ettiği sosyalizm anlayışını savundu; Aybar ABD'nin Vietnam'daki savaş suçlarını soruşturan Russel Mahkemesi'nin üyesiydi. 1928-35 arası Türkiye milli atletizm takımında yer alan bir sporcu olan Aybar, 100 ve 200 metre bayrak yarışlarında Türkiye rekorları da kırmıştı... 10.temmuz.1995'te hayata veda etti...
 
ölümünün 11.yıl dönümünde Aybar yoldaşı saygıyla anıyoruz....

enternasyonal

19/6/2006
Uyan artık uykudan uyan
Uyan esirler dünyası
Zulme karşı hıncımız volkan
Bu ölüm-dirim kavgası


Yıkalım bu köhne düzeni
Biz başka alem isteriz
Bizi hiçe sayanlar bilsin
Bundan sonra herşey biziz.


Bu kavga en sonuncu
Kavgamızdır artık
Enternasyonal'le
Kurtulur insanlık


Tanrı, patron, bey, ağa, sultan
Nasıl bizleri kurtarır
Bizleri kurtaracak olan
Kendi kollarımızdır


İsyan ateşini körükle
Zulmü rüzgarlara savur
Kollarının bütün gücüyle
Tavı gelen demire vur


Bu kavga en sonuncu
Kavgamızdır artık
Enternasyonal'le
Kurtulur insanlık


Hem fabrikalar, hem de toprak
Her şey emekçinin malı
Tufeyliye tanımayız hak
Her şey emeğin olmalı


Cellatların döktüğü kan
Bir gün onları boğacak
Bu kan denizinin ufkundan
Kızıl bir güneş doğacak


Bu kavga en sonuncu
Kavgamızdır artık
Enternasyonal'le
Kurtulur insanlık.

avusturya işçi marşı

19/6/2006

Avusturya İşçi Marşı

Hayat denilen kavgaya girdik
Çelik adımlarla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz


Dağları aşıyor, bak yakınlaşıyor
Kızıl yıldız zafer kuşu
Bu bir rüya değil,
Bu bir hülya değil, yıldızıdır kurtuluşun


Kara deryalarda bir fenersin,
Senin ışığında yürüyoruz.
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz.


Fabrikalarda biz,
Tarlalarda biziz, biziz hayatı yaratan
Din farkı bilmeyiz,
Dil farkı bilmeyiz, sanki doğduk bir anadan


Anamız amele sınıfıdır,
Yurdumuz bütün cihandır bizim
Hazırlandık son kanlı kavgaya
Başta bayrağımız Leninizm


Bayrağını yükselt,
Daha daha yükselt, yükselt bayrağı yukarı
Bu güne vuralım, yarını kuralım,
Kaldıralım sınıfları

kapitalizm&sosyalizm

12/6/2006


Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor. Kâr hırsına dayanan bu saltanat, tüm doğayı da acımasızca tahrip ediyor. Bu gidişi durdurmadığı takdirde insanoğlunu bekleyen akıbet, misli görülmemiş bir barbarlık olacaktır.

Üstelik bu kara tablo, bir yeryüzü cenneti yaratmanın araçları insanlığın elinin altındayken oluyor. Bilim ve teknolojinin çığır açıcı başarıları, insanlığı özgürleştirmek yerine daha da köleleştiriyor. Üretici güçlerin gelişiminin önündeki özel mülkiyet ve ulus devlet engeli artık dayanılmaz bir cendereye dönüşmüştür. Bu durum insanlığın önündeki tek çıkış yolunun sosyalizm olduğuna işaret ediyor. Ya sosyalizm ya barbarlık!

« Önceki :: Sonraki »

Blogcu.com bir Beril Teknoloji hizmetidir